Tasavvufi Sohbetler Şeyh Eşref Efendi
Şeyh Nazım al-Rabbani download als .pdf
Bismillahirrahmanirrahim

Şeyh den meded istemek caizmidir?

Şeyh Eşref Efendi | Berlin,  05.12.2014
  • Esselamaleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu
    Hazihis Salatu tazimen bi hakkike ya Seyyiduna Muhammed (sav)

    Bu kısa makale
    Şeyh den meded istemek hususunda bazı kardeşlerimizin akıl ve kalplerindeki şer›i tereddütlere karşı kaleme alınmıştır.
    Mevlâm bize doğruları söyletsin yanlışlardan muhafaza eylesin.

    Her türlü maddi manevi yardımın mercii elbette Allahu Tealadır.
    Gerçek iman eden için Allahu Tealadan başkasından yardım dilemek söz konusu olamaz.
    O halde ne için Enbiyadan yahut Evliyadan yardım isteriz?

    Enbiyadan yahut Evliyadan Meded dilemek, onların Ilâhi Huzurdaki Ruhaniyetlerinden yardım istemek demektir.

    Tarikat ehli kimsenin anlayışında, Cenabı Hakk manevî tasarruflarını kullarına, Kendi Zatına, Ihsan ve Imdad Tecellilerine mazhar kıldığı, Kendine Halife, Vekil tayin ettigi Nebi veya Veli gibi makamda duran kimseler üzerinden ulaştırır.

    Bu sebebten tasavvuf yolcusu Tasavvufta bu istimdad yani meded, meselesini çok ciddiye alır.

    Yürüdüğü hayat yolunda Allahın yardımı olmadan yaprak bile
    kıpırdamayacağına ciddi olarak inanır.

    Bu İlahi Yardımın her an kendisine yetişmesi için
    Hz. Peygamber, Şeyh veya benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad ister, yani aslında Allahın yeryüzünde ki Temsilcileri olan Enbiya ve Evliyayı bu himmet ve yardım için kendisine bir Vesile,Vasıta kılar.

    Tasavvufta Kelime i Tevhidi kendisine hayatı boyunca zikir vird edinmiş Ehli Tarik bir kimsenin Enbiya yahut Evliyanın doğrudan şahıslarından bir şey taleb etmesi asla söz konusu olamaz .

    Belki onların indi İlahideki itibar ve derecelerinden yararlanmak için bir tevessüldür manevî Şahsiyetlerden Vekillerden meded istemek.

    Nitekim Halifetullah makamı ne içindir?
    Allah Kâmil İnsan için »Ben insanı yeryüzünde Kendime Halife yaptım« buyuruyor.
    Halifenin vazifesi nedir ne işe yarar?

  • Halife Vekil dediğinde, Allah Adına insanlar ile Allah arasında alışveriş yapmazsa o Vekil ne için vardır?

    Bir memlekette Vali ne için vardır?
    Sultanı yahut devletin başındaki adamı temsil için vardır.

    Çünkü herkes Sultanla çat kapı görüşemez hacetini arz edemez.
    Bu ihtiyacını Vali üzerinden görür sıradan Vatandaş.
    Kaldı ki, Peygamberler ve Evliyalar olmasa bizler Allah hakkında hiç birşey bilemezdik.

    Nitekim Hasta ile Şifa arasına Hekim girer.
    »Meded ya Şâfî« dediğimizde şifa hastaya kendiliğinden gelmez.
    Hekim üzerinden gelir.

    Kendiliğinden gelirse bu mucizeye girer ve her zaman mucize beklenmez. Çünkü içinde yaşadığımız hayata »Esbab ül Hayat« denmiştir.
    Sebepler dünyası.

    Vasıta şarttır.
    Bu sebebten Şâfî olan Allah, o Hekimi hasta kuluna şifa dağıtmaya vesile kılar.

    Hastanın hastalanınca hekime koşması bundandır.
    Kangren olan bir kimse bana Allah yeter demez, »Aman doktor canım doktor« der, doğru hekime koşar:
    »Şifâ elbette Allahtandır ama Hekim de Onun yeryüzündeki Vekilidir« der Allahtan istediği şifâsını Hekîm de arar.

    İşte bu sebebten
    »Meded ya Şeyh«, »
    meded ya Abdulkadir«,
    »meded ya Gavs-ı Azam« gibi lafızlar bu şahıslara duyulan manevi sevginin ve Allah ile sıradan insan arasında duran Temsil makamlarına duyulan saygının ve kabulün bir ifadesidir.

    El Hak!
    İnsan beşer olmanın gereği sığınma duygusu taşır. Çocuk anne babasına, talebe hocasına, mürid şeyhine sığınmak ve yakın olmak ister. Çünkü Şeyh mürid için »İnsan ı Kâmil« dir.

    »İnsan-ı kamil«,
    Allah Rasülü›nün ahlakıyla ahlaklanmış, Hakk›ın mazharına nail olan demek olduğu için, Allahtan onun ruhaniyetine inen ruhani bir tasarrufa da mazhardır.

  • Mazhardır diyoruz çünkü gerçek tasarruf Allah›ındır. Nebi veya Veli bu tasarrufun sadece bir aynasıdır.

    Bu itibarla Derviş, İnsan-ı Kamil olarak gördüğü Şeyhinden, Tarikat Piri ve Pirlerinden istimdad ettiğinde aslında talebini Allah›a arzetmiştir.
    O Şeyhi aradaki İletici Vasıta bir Arzuhalci, yansıtıcı bir
    ayna olarak bilmiştir.

    Yoksa muhakkak, mutlak Kudret ve kudret sadece Allaha aittir. Lakin Allah ihsan ve Tecellilerini vasıtaları üzerinden varlığa yansıtır.

    Misal:
    Meleklerin insanları koruduğu bilgisi bizzat Kur’an’da vardır:
    “O insanın önünde ve ardında devamlı sûretle nöbetleşerek görevlendirilen melekler vardır.
    Bunlar, Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup kollarlar”(Rad, 13/11) mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir.

    Meleklerin koruması şirk olmadığı gibi, başka mahlukların yardımları da, korumaları da şirk olmaması gerekir.
    Yeter ki, Enbiya ve Evliyayı vesilelikten, sebeplikten, yaratıcılık vasfına çıkarmayalım.

    Çünkü, “kâinatta Allah’tan başkasının hakîkî varlığı olmadığı” gerçeği, imanımızın gereğidir.

    Yine soralım:
    Dinde vasıta, vesile var mıdır?

    Vardır.
    Hz Ömer Efendimiz Allaha yakinlikte kendi naneviyatını aciz görmüş ve yağmur duasına çıktığında duasında Peygamberimizin amcası Hz. Abbas›ı vesile kılarak şöyle dua etmiştir: »Allah›ım, biz Peygamber›in amcasını sana vesile kılıyoruz, bunun için bize yağmur yağdır” (Buhari).

    Hz. Peygamber (sav)de bir gün Umre›ye gitmek için izin isteyen Hz. Ömer›e: ”kardeşim bizi duadan unutma” dedi. Hem de gördüğünde Veysel-Karani›nin kendisine dua etmesini söylemesi için Hz. Ömer›e emir verdi.

    Efendimizin ahlakı üzerine bu tür imdad, meded istemek, yahut bir başka Allaha yakın mertebede duran bir kulu duada Allah ile kendi arasına koyup onun yakınlığı üzerinden kendisine aracı kılmak, insanın kendi dua ve ibadetini kendisine beğendirmesine mani olur.

    Hem insanı kendi kendisine aciz gösterir, insanı tevazu sahibi yapar ve kibirden arındırır, hemde görüldüğü gibi bu bir Peygamber sünnetidir.

  • İşte bu manada Vasıtalar; dinimizde vardır ve gereklidir.

    Mesela:
    Hidayetin ve Kelam-ı Ezelinin vasıtaları Peygamberlerdir.

    Allah’ın Peygamberlerine emirlerinin vasıtaları, meleklerdir.

    Affın ve mükafatın vasıtası, ikramlar ve cennettir.

    Ubudiyetin ve kulluğun vasıtası, ibadetlerdir.

    Allah’a yaklaşmanın vasıtası ise, marifet ve takvadır.

    O halde; vasıtanın olmadığı hiçbir yer, durum ve zaman yoktur. Konuya bu açıdan bakıldığında Enbiya ve Evliyadan meded istemekte şer›i bir tehlike söz konusu değildir. Aksine elzemdir.

    Çünkü Meded istemek, çocuğun acıkınca ekmeği anasından istemesi gibidir Mürid için.

    Çocuk ile Mürid arasındaki fark:
    Çocuk ekmeği yani nimeti veren elin anne eli olduğunu bilir arkasını düşünmez.

    Mürid nimeti veren eli›de görür, o nimeti o ele verdireni de bilir.
    Veren ele teşekkür eder,
    verdiren Ele hamd eder.

    Hulasa:
    Hasta insan hastalanınca ilk evvela kime müracaat eder?
    Kimi vesile kılar, kimden meded umar?
    Kimin elinden dilenir şifayı?

    Bunun cevabını bilen meded vereni de bilir mededi gönderenide.

    O kişi der ki,
    »Allah mutlak Şâfî›dir, benim şifamı bir Hekim üzerinden bana gönderiyor. Allahıma hamd olsun. Allah bu Hekîmden razı olsun, .«

    Meded ül Hak, Hakkı hem bilip hem söyleyenlerin üzerine olsun.
    Diyelim: »Lâ ilâhe ilâllâh Muhammeder Resulullah.«

    Selam ederiz.

  • Esselamaleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu
    Hazihis Salatu tazimen bi hakkike ya Seyyiduna Muhammed (sav)

    Bu kısa makale
    Şeyh den meded istemek hususunda bazı kardeşlerimizin akıl ve kalplerindeki şer›i tereddütlere karşı kaleme alınmıştır.
    Mevlâm bize doğruları söyletsin yanlışlardan muhafaza eylesin.

    Her türlü maddi manevi yardımın mercii elbette Allahu Tealadır.
    Gerçek iman eden için Allahu Tealadan başkasından yardım dilemek söz konusu olamaz.
    O halde ne için Enbiyadan yahut Evliyadan yardım isteriz?

    Enbiyadan yahut Evliyadan Meded dilemek, onların Ilâhi Huzurdaki Ruhaniyetlerinden yardım istemek demektir.

    Tarikat ehli kimsenin anlayışında, Cenabı Hakk manevî tasarruflarını kullarına, Kendi Zatına, Ihsan ve Imdad Tecellilerine mazhar kıldığı, Kendine Halife, Vekil tayin ettigi Nebi veya Veli gibi makamda duran kimseler üzerinden ulaştırır.

    Bu sebebten tasavvuf yolcusu Tasavvufta bu istimdad yani meded, meselesini çok ciddiye alır.

    Yürüdüğü hayat yolunda Allahın yardımı olmadan yaprak bile
    kıpırdamayacağına ciddi olarak inanır.

    Bu İlahi Yardımın her an kendisine yetişmesi için
    Hz. Peygamber, Şeyh veya benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad ister, yani aslında Allahın yeryüzünde ki Temsilcileri olan Enbiya ve Evliyayı bu himmet ve yardım için kendisine bir Vesile,Vasıta kılar.

    Tasavvufta Kelime i Tevhidi kendisine hayatı boyunca zikir vird edinmiş Ehli Tarik bir kimsenin Enbiya yahut Evliyanın doğrudan şahıslarından bir şey taleb etmesi asla söz konusu olamaz .

    Belki onların indi İlahideki itibar ve derecelerinden yararlanmak için bir tevessüldür manevî Şahsiyetlerden Vekillerden meded istemek.

    Nitekim Halifetullah makamı ne içindir?
    Allah Kâmil İnsan için »Ben insanı yeryüzünde Kendime Halife yaptım« buyuruyor.
    Halifenin vazifesi nedir ne işe yarar?

  • Halife Vekil dediğinde, Allah Adına insanlar ile Allah arasında alışveriş yapmazsa o Vekil ne için vardır?

    Bir memlekette Vali ne için vardır?
    Sultanı yahut devletin başındaki adamı temsil için vardır.

    Çünkü herkes Sultanla çat kapı görüşemez hacetini arz edemez.
    Bu ihtiyacını Vali üzerinden görür sıradan Vatandaş.
    Kaldı ki, Peygamberler ve Evliyalar olmasa bizler Allah hakkında hiç birşey bilemezdik.

    Nitekim Hasta ile Şifa arasına Hekim girer.
    »Meded ya Şâfî« dediğimizde şifa hastaya kendiliğinden gelmez.
    Hekim üzerinden gelir.

    Kendiliğinden gelirse bu mucizeye girer ve her zaman mucize beklenmez. Çünkü içinde yaşadığımız hayata »Esbab ül Hayat« denmiştir.
    Sebepler dünyası.

    Vasıta şarttır.
    Bu sebebten Şâfî olan Allah, o Hekimi hasta kuluna şifa dağıtmaya vesile kılar.

    Hastanın hastalanınca hekime koşması bundandır.
    Kangren olan bir kimse bana Allah yeter demez, »Aman doktor canım doktor« der, doğru hekime koşar:
    »Şifâ elbette Allahtandır ama Hekim de Onun yeryüzündeki Vekilidir« der Allahtan istediği şifâsını Hekîm de arar.

    İşte bu sebebten
    »Meded ya Şeyh«, »
    meded ya Abdulkadir«,
    »meded ya Gavs-ı Azam« gibi lafızlar bu şahıslara duyulan manevi sevginin ve Allah ile sıradan insan arasında duran Temsil makamlarına duyulan saygının ve kabulün bir ifadesidir.

    El Hak!
    İnsan beşer olmanın gereği sığınma duygusu taşır. Çocuk anne babasına, talebe hocasına, mürid şeyhine sığınmak ve yakın olmak ister. Çünkü Şeyh mürid için »İnsan ı Kâmil« dir.

    »İnsan-ı kamil«,
    Allah Rasülü›nün ahlakıyla ahlaklanmış, Hakk›ın mazharına nail olan demek olduğu için, Allahtan onun ruhaniyetine inen ruhani bir tasarrufa da mazhardır.

  • Mazhardır diyoruz çünkü gerçek tasarruf Allah›ındır. Nebi veya Veli bu tasarrufun sadece bir aynasıdır.

    Bu itibarla Derviş, İnsan-ı Kamil olarak gördüğü Şeyhinden, Tarikat Piri ve Pirlerinden istimdad ettiğinde aslında talebini Allah›a arzetmiştir.
    O Şeyhi aradaki İletici Vasıta bir Arzuhalci, yansıtıcı bir
    ayna olarak bilmiştir.

    Yoksa muhakkak, mutlak Kudret ve kudret sadece Allaha aittir. Lakin Allah ihsan ve Tecellilerini vasıtaları üzerinden varlığa yansıtır.

    Misal:
    Meleklerin insanları koruduğu bilgisi bizzat Kur’an’da vardır:
    “O insanın önünde ve ardında devamlı sûretle nöbetleşerek görevlendirilen melekler vardır.
    Bunlar, Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup kollarlar”(Rad, 13/11) mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir.

    Meleklerin koruması şirk olmadığı gibi, başka mahlukların yardımları da, korumaları da şirk olmaması gerekir.
    Yeter ki, Enbiya ve Evliyayı vesilelikten, sebeplikten, yaratıcılık vasfına çıkarmayalım.

    Çünkü, “kâinatta Allah’tan başkasının hakîkî varlığı olmadığı” gerçeği, imanımızın gereğidir.

    Yine soralım:
    Dinde vasıta, vesile var mıdır?

    Vardır.
    Hz Ömer Efendimiz Allaha yakinlikte kendi naneviyatını aciz görmüş ve yağmur duasına çıktığında duasında Peygamberimizin amcası Hz. Abbas›ı vesile kılarak şöyle dua etmiştir: »Allah›ım, biz Peygamber›in amcasını sana vesile kılıyoruz, bunun için bize yağmur yağdır” (Buhari).

    Hz. Peygamber (sav)de bir gün Umre›ye gitmek için izin isteyen Hz. Ömer›e: ”kardeşim bizi duadan unutma” dedi. Hem de gördüğünde Veysel-Karani›nin kendisine dua etmesini söylemesi için Hz. Ömer›e emir verdi.

    Efendimizin ahlakı üzerine bu tür imdad, meded istemek, yahut bir başka Allaha yakın mertebede duran bir kulu duada Allah ile kendi arasına koyup onun yakınlığı üzerinden kendisine aracı kılmak, insanın kendi dua ve ibadetini kendisine beğendirmesine mani olur.

    Hem insanı kendi kendisine aciz gösterir, insanı tevazu sahibi yapar ve kibirden arındırır, hemde görüldüğü gibi bu bir Peygamber sünnetidir.

  • İşte bu manada Vasıtalar; dinimizde vardır ve gereklidir.

    Mesela:
    Hidayetin ve Kelam-ı Ezelinin vasıtaları Peygamberlerdir.

    Allah’ın Peygamberlerine emirlerinin vasıtaları, meleklerdir.

    Affın ve mükafatın vasıtası, ikramlar ve cennettir.

    Ubudiyetin ve kulluğun vasıtası, ibadetlerdir.

    Allah’a yaklaşmanın vasıtası ise, marifet ve takvadır.

    O halde; vasıtanın olmadığı hiçbir yer, durum ve zaman yoktur. Konuya bu açıdan bakıldığında Enbiya ve Evliyadan meded istemekte şer›i bir tehlike söz konusu değildir. Aksine elzemdir.

    Çünkü Meded istemek, çocuğun acıkınca ekmeği anasından istemesi gibidir Mürid için.

    Çocuk ile Mürid arasındaki fark:
    Çocuk ekmeği yani nimeti veren elin anne eli olduğunu bilir arkasını düşünmez.

    Mürid nimeti veren eli›de görür, o nimeti o ele verdireni de bilir.
    Veren ele teşekkür eder,
    verdiren Ele hamd eder.

    Hulasa:
    Hasta insan hastalanınca ilk evvela kime müracaat eder?
    Kimi vesile kılar, kimden meded umar?
    Kimin elinden dilenir şifayı?

    Bunun cevabını bilen meded vereni de bilir mededi gönderenide.

    O kişi der ki,
    »Allah mutlak Şâfî›dir, benim şifamı bir Hekim üzerinden bana gönderiyor. Allahıma hamd olsun. Allah bu Hekîmden razı olsun, .«

    Meded ül Hak, Hakkı hem bilip hem söyleyenlerin üzerine olsun.
    Diyelim: »Lâ ilâhe ilâllâh Muhammeder Resulullah.«

    Selam ederiz.

  • Esselamaleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu
    Hazihis Salatu tazimen bi hakkike ya Seyyiduna Muhammed (sav)

    Bu kısa makale
    Şeyh den meded istemek hususunda bazı kardeşlerimizin akıl ve kalplerindeki şer›i tereddütlere karşı kaleme alınmıştır.
    Mevlâm bize doğruları söyletsin yanlışlardan muhafaza eylesin.

    Her türlü maddi manevi yardımın mercii elbette Allahu Tealadır.
    Gerçek iman eden için Allahu Tealadan başkasından yardım dilemek söz konusu olamaz.
    O halde ne için Enbiyadan yahut Evliyadan yardım isteriz?

    Enbiyadan yahut Evliyadan Meded dilemek, onların Ilâhi Huzurdaki Ruhaniyetlerinden yardım istemek demektir.

    Tarikat ehli kimsenin anlayışında, Cenabı Hakk manevî tasarruflarını kullarına, Kendi Zatına, Ihsan ve Imdad Tecellilerine mazhar kıldığı, Kendine Halife, Vekil tayin ettigi Nebi veya Veli gibi makamda duran kimseler üzerinden ulaştırır.

    Bu sebebten tasavvuf yolcusu Tasavvufta bu istimdad yani meded, meselesini çok ciddiye alır.

    Yürüdüğü hayat yolunda Allahın yardımı olmadan yaprak bile
    kıpırdamayacağına ciddi olarak inanır.

    Bu İlahi Yardımın her an kendisine yetişmesi için
    Hz. Peygamber, Şeyh veya benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad ister, yani aslında Allahın yeryüzünde ki Temsilcileri olan Enbiya ve Evliyayı bu himmet ve yardım için kendisine bir Vesile,Vasıta kılar.

    Tasavvufta Kelime i Tevhidi kendisine hayatı boyunca zikir vird edinmiş Ehli Tarik bir kimsenin Enbiya yahut Evliyanın doğrudan şahıslarından bir şey taleb etmesi asla söz konusu olamaz .

    Belki onların indi İlahideki itibar ve derecelerinden yararlanmak için bir tevessüldür manevî Şahsiyetlerden Vekillerden meded istemek.

    Nitekim Halifetullah makamı ne içindir?
    Allah Kâmil İnsan için »Ben insanı yeryüzünde Kendime Halife yaptım« buyuruyor.
    Halifenin vazifesi nedir ne işe yarar?

  • Halife Vekil dediğinde, Allah Adına insanlar ile Allah arasında alışveriş yapmazsa o Vekil ne için vardır?

    Bir memlekette Vali ne için vardır?
    Sultanı yahut devletin başındaki adamı temsil için vardır.

    Çünkü herkes Sultanla çat kapı görüşemez hacetini arz edemez.
    Bu ihtiyacını Vali üzerinden görür sıradan Vatandaş.
    Kaldı ki, Peygamberler ve Evliyalar olmasa bizler Allah hakkında hiç birşey bilemezdik.

    Nitekim Hasta ile Şifa arasına Hekim girer.
    »Meded ya Şâfî« dediğimizde şifa hastaya kendiliğinden gelmez.
    Hekim üzerinden gelir.

    Kendiliğinden gelirse bu mucizeye girer ve her zaman mucize beklenmez. Çünkü içinde yaşadığımız hayata »Esbab ül Hayat« denmiştir.
    Sebepler dünyası.

    Vasıta şarttır.
    Bu sebebten Şâfî olan Allah, o Hekimi hasta kuluna şifa dağıtmaya vesile kılar.

    Hastanın hastalanınca hekime koşması bundandır.
    Kangren olan bir kimse bana Allah yeter demez, »Aman doktor canım doktor« der, doğru hekime koşar:
    »Şifâ elbette Allahtandır ama Hekim de Onun yeryüzündeki Vekilidir« der Allahtan istediği şifâsını Hekîm de arar.

    İşte bu sebebten
    »Meded ya Şeyh«, »
    meded ya Abdulkadir«,
    »meded ya Gavs-ı Azam« gibi lafızlar bu şahıslara duyulan manevi sevginin ve Allah ile sıradan insan arasında duran Temsil makamlarına duyulan saygının ve kabulün bir ifadesidir.

    El Hak!
    İnsan beşer olmanın gereği sığınma duygusu taşır. Çocuk anne babasına, talebe hocasına, mürid şeyhine sığınmak ve yakın olmak ister. Çünkü Şeyh mürid için »İnsan ı Kâmil« dir.

    »İnsan-ı kamil«,
    Allah Rasülü›nün ahlakıyla ahlaklanmış, Hakk›ın mazharına nail olan demek olduğu için, Allahtan onun ruhaniyetine inen ruhani bir tasarrufa da mazhardır.

  • Mazhardır diyoruz çünkü gerçek tasarruf Allah›ındır. Nebi veya Veli bu tasarrufun sadece bir aynasıdır.

    Bu itibarla Derviş, İnsan-ı Kamil olarak gördüğü Şeyhinden, Tarikat Piri ve Pirlerinden istimdad ettiğinde aslında talebini Allah›a arzetmiştir.
    O Şeyhi aradaki İletici Vasıta bir Arzuhalci, yansıtıcı bir
    ayna olarak bilmiştir.

    Yoksa muhakkak, mutlak Kudret ve kudret sadece Allaha aittir. Lakin Allah ihsan ve Tecellilerini vasıtaları üzerinden varlığa yansıtır.

    Misal:
    Meleklerin insanları koruduğu bilgisi bizzat Kur’an’da vardır:
    “O insanın önünde ve ardında devamlı sûretle nöbetleşerek görevlendirilen melekler vardır.
    Bunlar, Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup kollarlar”(Rad, 13/11) mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir.

    Meleklerin koruması şirk olmadığı gibi, başka mahlukların yardımları da, korumaları da şirk olmaması gerekir.
    Yeter ki, Enbiya ve Evliyayı vesilelikten, sebeplikten, yaratıcılık vasfına çıkarmayalım.

    Çünkü, “kâinatta Allah’tan başkasının hakîkî varlığı olmadığı” gerçeği, imanımızın gereğidir.

    Yine soralım:
    Dinde vasıta, vesile var mıdır?

    Vardır.
    Hz Ömer Efendimiz Allaha yakinlikte kendi naneviyatını aciz görmüş ve yağmur duasına çıktığında duasında Peygamberimizin amcası Hz. Abbas›ı vesile kılarak şöyle dua etmiştir: »Allah›ım, biz Peygamber›in amcasını sana vesile kılıyoruz, bunun için bize yağmur yağdır” (Buhari).

    Hz. Peygamber (sav)de bir gün Umre›ye gitmek için izin isteyen Hz. Ömer›e: ”kardeşim bizi duadan unutma” dedi. Hem de gördüğünde Veysel-Karani›nin kendisine dua etmesini söylemesi için Hz. Ömer›e emir verdi.

    Efendimizin ahlakı üzerine bu tür imdad, meded istemek, yahut bir başka Allaha yakın mertebede duran bir kulu duada Allah ile kendi arasına koyup onun yakınlığı üzerinden kendisine aracı kılmak, insanın kendi dua ve ibadetini kendisine beğendirmesine mani olur.

    Hem insanı kendi kendisine aciz gösterir, insanı tevazu sahibi yapar ve kibirden arındırır, hemde görüldüğü gibi bu bir Peygamber sünnetidir.

  • İşte bu manada Vasıtalar; dinimizde vardır ve gereklidir.

    Mesela:
    Hidayetin ve Kelam-ı Ezelinin vasıtaları Peygamberlerdir.

    Allah’ın Peygamberlerine emirlerinin vasıtaları, meleklerdir.

    Affın ve mükafatın vasıtası, ikramlar ve cennettir.

    Ubudiyetin ve kulluğun vasıtası, ibadetlerdir.

    Allah’a yaklaşmanın vasıtası ise, marifet ve takvadır.

    O halde; vasıtanın olmadığı hiçbir yer, durum ve zaman yoktur. Konuya bu açıdan bakıldığında Enbiya ve Evliyadan meded istemekte şer›i bir tehlike söz konusu değildir. Aksine elzemdir.

    Çünkü Meded istemek, çocuğun acıkınca ekmeği anasından istemesi gibidir Mürid için.

    Çocuk ile Mürid arasındaki fark:
    Çocuk ekmeği yani nimeti veren elin anne eli olduğunu bilir arkasını düşünmez.

    Mürid nimeti veren eli›de görür, o nimeti o ele verdireni de bilir.
    Veren ele teşekkür eder,
    verdiren Ele hamd eder.

    Hulasa:
    Hasta insan hastalanınca ilk evvela kime müracaat eder?
    Kimi vesile kılar, kimden meded umar?
    Kimin elinden dilenir şifayı?

    Bunun cevabını bilen meded vereni de bilir mededi gönderenide.

    O kişi der ki,
    »Allah mutlak Şâfî›dir, benim şifamı bir Hekim üzerinden bana gönderiyor. Allahıma hamd olsun. Allah bu Hekîmden razı olsun, .«

    Meded ül Hak, Hakkı hem bilip hem söyleyenlerin üzerine olsun.
    Diyelim: »Lâ ilâhe ilâllâh Muhammeder Resulullah.«

    Selam ederiz.